Sayfalar

Perşembe, Aralık 04, 2025

Öyle...böyle ...

Kendime, uzun zamandır tekrar tekrar söylediğim bir şeyler var... Belki tavsiye, belki umut, belki teselli, belki heves, belki gerçek, belki acı, belki sonu yok, belki de olmasını istediğim gibi...diyerek neredeyse bir ömür bitirdim ve 30 yaşına geldim. Geçip giden zamana şöyle bir bakıyorum da, ben ne biriktirdim? 

Zamanın, o döneminden tek başına dönseydim, yine aynı kişi olur muydum? Böyle hisseder miydim? Kim bilebilir ki? 

Bi'hayli pişmanlıktan muzdarip ama bir yandan da küçük, zevk veren ve mutlu hissettiği o anları yaşamış olmaktan asude. 

Zavallı gönlümün, orta yerine bıçak batarken yüzünden tebessüm eksik değil ama bahtsız. Öyle ki, bir anlık hayali bile acının eşiğini geçiyor. 

Ancak ben susuyorum. Susuyorum. Sanki yıllardır konuşmuşum gibi -ki öyle aslında- susuyorum. İçimden susmaktan başka bir şey gelmiyor. Sanki geçip giden o yıllarda, tüm kelimelerim yeterince tükenmiş ve umutsuz. Bir faydası yok ve yeterince kırılmış. Önemsenmemiş ve umursanmamış. 

Şu aralarsa yorgun ve de kafası karışık bir haldeyim. Ben, kendimden çok uzun zaman sonra özür diledim geçenlerde. Eğer ben bu yaşa, bu hislerle geldiysem, bir yaşa daha o hisler olmadan gireceğim. Elbette Allah'ın izniyle. 

Öyle...böyle...

Devamını Oku »

Çarşamba, Ekim 29, 2025

Yorgun zihin, inanılmaz insanlar

Çoğu zaman, kendi kendime diyorum ki, eğer hiçbir şey senin elinde değilse üzülme. Eğer her şey bir diğer kişiye bağlı ise, senin elinden bir şey gelmez, bunu anla. Ama ne yazık ki endişelerim, korkularım bitmiyor ve de kafamın içi hiçbir zaman susmuyor. Eğer kötüyü düşündüğüm kadar iyiyi düşünseydim hayatım iyiliklerle dolu olurdu. 

Çok şükür buna da... 

Bu aralar çok yorgunum her anlamda. İş yerindeki dinamikler beni boğuyor, hayatımdaki değer verdiğim bazı insanlar sanki hiç var olmamış gibi davranıyor. Ve bu bana hep, "kendimden çok verdiğim" için bütün bunların olduğunu hatırlatıyor. Kendimden çok verdiğim için ben insanlardan nankörlük görüyorum. Şaşırmak istemiyorum ama şaşırıyorum. En ufak bir şeye tahammül edemiyorum sanırım artık. İnsanları direkt silmek en iyisi. Diğer türlü yorucu. Yeterince stresim var. Annem iyi olsun her şey yoluna girer, silinmeyen insanlar da silinir hiç olmamış gibi unutulurlar da. Allah büyük. Allah çok büyük. 


Devamını Oku »

Çarşamba, Ağustos 06, 2025

Yas tutarak

Son zamanlarda, bazı kararları almam gerektiğini düşünüyorum sürekli. Berkay'ın yas tutarak geçer sandım" demesi gibi.. akışa bırakarak...denemeye çalışarak...ama yaparak. Yeni bir yaş da geliyorken, bu kafanın artık "rahat" olabilmesini diliyorum. Buna ihtiyacım var, buna ihtiyaç duyuyorum. 

Geri dönüp bakmak, hatırlamak, görmek istemiyorum. Güvenmek, inanmak ve de anlamak istemiyorum. Yas tutarak geçer, geçmek zorunda. Başka seçeneği yok. Kimse, hassas bir kalple sevilmeyi hak etmiyor. Kimse, tertemiz bir sadakatle sevilmeyi hak etmiyor. 

"Yaraları kendim sardım, istemedim hiç yardım."

Devamını Oku »

Pazar, Mayıs 11, 2025

Neden, niçin


Bazen durduk yerde ağlamak geliyor içimden. Nedenlere ağlamak, sebeplere ağlamak, niçinlere ağlamak, olmazlara ağlamak en çok da elimden hiçbir şeyin gelemeyişine ağlamak istiyorum. Bu kalbi taşımak çok zor geliyor. Uzanmak istiyorum, uzanamıyorum. Bırakmak istiyorum, bırakamıyorum. Gitmek istiyorum, gidemiyorum. Susmak istiyorum, susamıyorum. Görmek istiyorum, göremiyorum. Dokunmak istiyorum, dokunamıyorum. Neden, niçin ve daha nicesi... Beynimi de beni de kemiren bu sorular, korkularımın eşiğinde çığlık atıyorlar. 
30 yaşına geldim. Ne geçmiş yıllar benim, ne de istediğim. 
Devamını Oku »

Pazar, Nisan 27, 2025

Özlüyorum


Özlem... Çok ama çok büyük bir özlem. Bazen hisleri anlamak imkansızdır. İnsana yabancı olan bir his bile tanıdıkmış gibi can yakar. Özlem hissi öyle yoğun ki, sanki... dokunsam bile bu sızı dinmeyecek gibi. 
Galiba sadece sarılmak, gözlerimi kapatıp koklamak, dakikalarca dinlenmek istiyorum. O özlem hissini dindirmek istiyorum. Özlüyorum. Çok özlüyorum. 
Bir dokunuş yetmeyecek gibi geliyor.. sanki içime çeksem daha iyi gibi. Çok özlüyorum ve bu özlem canımı yakıyor. 
Öpsem... Öpsem. 
Ah bir öpsem. 
Çok özlüyorum. 
Devamını Oku »

Cuma, Nisan 18, 2025

Bugün


Çok zormuş. Çok zormuş. Gerçekten çok zormuş. Çok zor. Kalbime, aklıma ve ruhuma dayanamıyorum. Dayanamıyorum. Bugün. Bugün... bir hayli fazla. 
Bugün bir müzik çalıyordu iş yerinde... uzun uzun düşündürdü bana: "Değmezmiş ...."
Devamını Oku »

Pazar, Eylül 15, 2024

Bir eylül daha geçti

Ömürden bir sene daha gitti geçtiğimiz günlerde. Bir eylülü daha geride bırakıyorum yavaş yavaş. Bazen yaşamak mı anlamlı ölmek mi bilmiyorum ama ruhumun çok yorulduğunu hissediyorum. İnsan haliyle yeni bir yaşa adım atarken her şeyi düşünüyor, düşünceler iğne gibi batıyor adeta insanın beynine. 

Farklı bir insan olabilmeyi isterdim, böyle olmamayı ve de böyle hissetmemeyi isterdim. İnsanlara bir şeyleri anlatmaktan, anlatmaya çalışmaktan ve onların davranışlarına dikkat etmelerini beklemekten... gerçekten, öylesine yoruldum ki. Farklı bir insan olsa idim, ne olurdu? 

Hayatım nereye gidiyor, ne yapacağım bilmiyorum... ama ruhum, yolun ortasında öylece oturmuş bekliyor... kararsız ve yorgun. Kalbim hep panik halinde, kırılganlığım haddinden fazla. İnsan yaş aldıkça bunları daha da törpüleyebilir belki ama ben daha da hassas oluyorum. Bilmiyorum... galiba hiçbir şey bilmiyorum. Bildiğim tek şey bir 13 Eylül daha geride kalırken, ruhumun daha çok acı çektiği. Seneler neler getirir ya da seneler görür müyüm bilmiyorum, fakat, artık ne zihnimde ne gönlümde ne de ruhumda kaygı olsun istemiyorum. Huzur istiyorum. Ve de tüm belirsizliklere son vermek. Ve de hak etmeyen insanlara ne saygımı ne de sevgimi vermek istemiyorum. Hayat bu vefa için çok kısa ve yorucu zaten. 

Kendime not: İlk kez bir doğum gününde doğum günü pastası yedim ve de mum üfledim. Ailemin varlığına, sağlığına şükürler olsun. 

Devamını Oku »

Salı, Ağustos 13, 2024

Son zamanlarda..

Son zamanlarda, o kadar yıprandım ki, her şeye dair... O kadar yoruldum ki, çoğu zaman... 

Gerek insanlar, gerek sağlık ve aklımdan hiç gitmeyen karanlık düşünceler.. o kadar boğuyor ki beni son zamanlarda... Artık hiçbir şeye tahammül edemez hale geldiğimi hissediyorum. 

İnsanların bahanelerinden sıkıldım artık, davranışlarından da hakeza. Bazen keşke aptal bir insan olsaydım da bu kadar görebiliyor olmasaydım diyorum kendime. Bazen o kadar kırılıyorum ki her şeye, sonra o kırıklar batıyor içimde. O kadar yıprandım ki artık, avuç avuç saçlarım kopuyor! Dökülmüyor, kopuyor. 

Ben artık çaba vermekten yoruldum sanırım. Çaba verecek gücüm kalmadı. Artık kendimi daha fazla yormak istemiyorum. Artık tahammül edemiyorum. Artık, aptal yerine konmak istemiyorum. İnsanlar çaba vermiyorsa benim de vermemin bir anlamı yok... o kadar soğuyorum ki her şeyden... o kadar yıprandım ki. 

Eylül geliyor, geliyor yeni bir yaş daha.. Artık yeter. Gerçekten yetti. Yetti. 

Devamını Oku »

Çarşamba, Mayıs 22, 2024

Benliğimi reddetmiş olmam gerekir

İnsanlar, özellikle bir şeyi sakladığını düşündüklerinde, nedense bunun özel hayatla bir ilgisi, daha doğrusu, birinin varlığı ile ilgili; olup olmadığı konusunda kesin yargılara varma konusunda mükemmeller. Sen aksini söylesen de kabul etmemeye meyilliler. 

Artık evlilik, ilişki, sevgili, birinin varlığı/yokluğu meselelerinden o kadar sıkıldım ki, bunu nasıl ifade edebilirim, bilmiyorum. Sanki öylesine biriyle evlenebilirmişim gibi, sanki bana gelen tekliflere atlıyormuşum gibi, sanki biriyle ilgili aşk acısı çekiyormuşum gibi, sanki evlenmek istiyormuşum gibi, sanki erkek meraklısıymışım gibi düşünmeleri bana çok garip geliyor. Çok basit bir şekilde açıklıyorum oysaki ama inanmak istemiyorlar. 

Hayatımda daha önemli gerçekler varken, birinin; varlığı/yokluğu, tanımak/tanımamak, konuşmak/konuşmamak, ilgilenmek/ilgilenmemek, dikkatini çekmek/dikkatini çekmemek ve daha bir sürü şey gibi durumlarla uğraşabileceğimi nasıl düşünürler bilmiyorum. Hayatımda daha önemli gerçekler olmasaydı bile, benim kafa yapımın "öylesine" bir ilişkiye uyumlu olduğunu sanmıyorum. Ben, "öylesine" bir mesaja kapılıp gidebilecek, "öylesine" bir bakışmaya tav olabilecek, "öylesine" bir insana hayatımı adayabilecek bir insan değilim, olmadım hiç. Bu övünülecek bir şey midir, bilemem ama bu benim gerçeğim. Ben sıradan bir insan olsam da asla basit bir insan olmadım. Bu yapıya sahipken de, karşı tarafın, yalnızca çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini görebildiğim için, kimseye güvenemem. Benliğimi reddetmiş olmam gerekir. :) 

Ne yazık ki bir insanın ilk cümlesinden başlayarak, en gizli niyetine kadar tahminlerde bulunabilirim - doğru/yanlış bilemem ama içimdeki parça güvenmemeyi tercih eder, şiddetle. 
İnsanlar evlenmeyi düşünmüyor musun vs diye sorduklarında ise sinirleniyorum ister istemez. Sorudan öteye geçip nedenini anlamak için ısrar ettiklerinde bu sinirim daha da artıyor. Eğer beni tanıdığınızı düşünüyorsanız bunu yapmazsınız zaten. Siz, size gelen tekliflere yanıt verip, görüşüp konuşup evlenebilirsiniz, benim ise bunu yapmamaya hakkım var. Ben hayatıma alacağım insanı uzun zamandır tanımak isterim, güvenmek ve inanmak isterim. Ve şu aşamada, birini bu kadar tanımaya ayıracak vaktim de yoktur. Bundan sonra olacağından da şüpheliyim, yalnızca kendi gerçekliğimi gerçekleştirmeye ihtiyacım var. Bu bağlamda bana, destek olduğunu zannederken aslında beni üzebilecek bir erkek arkadaşa ihtiyacım yok. Sadece her şeyin hayırlısı diyorum, o kadar. 

Bazen romantik sözler, şiirler ya da müzikler paylaştığım zaman, nedense hep birinin var olduğunu düşünmeleri de komik geliyor bana. Bu benim ruhumun bir yansıması, varlığımın "hislere ve hazlara" karşı gösterdiği doğal tepki. Ben birine his beslemiyor olabilirim ama hislerin varlığına saygı duyuyorum - şiirler ya da sözler ya da müzikler bana hiç sahip olmadığım aşkı anımsatıyor. Çünkü ben bütün sert kabuklarına rağmen, içinde hassas ve duyguları olan bir insanım. Bu hisleri taşıyabilecek bir erkeğin olduğuna  da inanmıyorum. Yine de her şeyin hayırlısı elbette. 

Devamını Oku »

Pazar, Mayıs 19, 2024

Tahammülsüzlük

İnsan yaş aldıkça, insanlara artık tahammül edemez bir hale geliyor. Eskiden birçok şeyi tolere edebilirken, şimdi tahammülsüzleşiyorum ve sanırım artık kaldıramıyorum. Bir insan, yaşamı boyunca kendi karakterini geliştirmeli diye düşünüyorum; eksikleri varsa tamamlamalı, öfkeliyse sakinleşmeyi bilmeli vb... İnsanlar ömürleri boyunca, saygısız, düşüncesiz vb. kalabilmeyi ve bunu sürdürebilmeyi nasıl başarıyor, hayret ediyorum. 

Örneğin bir insan verdiği sözü neden tutmaz? bunu hala anlayamıyorum. Hiçbir insan ilkesi bana bunu mantıklı gösteremiyor. İnsanlar tutamayacağı sözleri neden veriyor? Neden olur olmadık bahanelere sığınıp, mantıklıymış gibi karşı tarafa bunu dikte ettirebiliyor ve karşı tarafın da bunu mantıklı bulmasını bekleyebiliyor? Hangi dünyada yaşıyorsunuz? Aptalı oynamışlığım çok oldu ama hiçbir zaman aptal olmadım çok şükür. Bazen cehalet mutluluktur sözüne o kadar iyimser bakıyorum ki, ama elimde değil cahil olamıyorum. Ben istemesem de, anlayabilen ve gerçekleri görebilen bir yapım var çünkü. 

Bir insan bir bahane sunarken bile, bunun yeterli olup olmadığını düşünmeli. Karşıdakinin aklına, varlığına saygısızlık etmemek için, sunduğu bahanenin geçerliliği olmalı -her şekilde kabul edilebilir olmalı- bence bu şekilde olmalı. Ben farklıyım, sen farklısın vb. değil bu, farklılıklara sığınamazsınız, hayır! Hepimiz farklıyız, hepimizin ayrı bir hayatı var. Zaten bu nedenle ortak bir dil üzerinde anlaşmaya çalışıyoruz. Kendi içinizde size mantıklı gelen bahanelerinizin, karşıdaki için de mantıklı olmasını sağlamalısınız! Eğer iletişime, diyaloğa saygı duyuyorsanız bunu yapmalısınız. Yapmıyorsanız da, kesin iletişimi bitsin. Kimse buna mecbur değil. 

Hiçbir şeye tahammül edemiyorum. Artık her şeyden çok çabuk soğuyorum. Anlatamıyorsam, anlatmayı bırakırım. Anlayamıyorsam da anlamak için çabalamayı bırakacağım. Fark ettim ki, yaşamım boyunca iletişimde olduğum hiçbir insan, benim kadar çaba göstermemiştir. Bana öyle geliyor ki ben ipleri bir bıraksam, ortada tutunacak bir bağ da kalmayacak gibi kimseyle. Bunu görüp bununla yaşamaya çalışmak da öyle yorucu ki. Hayırlısı her şeyin. 


Devamını Oku »

Perşembe, Nisan 18, 2024

Mutlu ol, mutlu kal. İyi ki doğdun!

Hayat bir yolculuktur diye düşünürüm hep. Ruhlarımız bu yolculuğa çıkmadan çok önce karar verirler, göze alırlar birçok şeyi. Yaşamımızın birçok yerinde üzülecek olsalar da, denemeye istekli olurlar. İnsan bedeni ile ruhu bir bütündür derler ancak ben tam tersini düşünüyorum her zaman. Yorucu olsa da, kalıbımızın dışına taşıyor bazen ruhumuz. Ömrümüz boyunca o dengeyi korumaya çalışıyoruz, hele ki hassas ve de her şeyin farkında olan bir insan isek. Özellikle bu ruhlar, iyi ki varlar...

Bir insana iyi ki varsın demek kolay değildir. Zannedersem bu söz öyle herkese de söylenmez. Ancak hayat yolculuğunu bildiğin, yıllardır bildiğin ve de varlığına, dürüstlüğüne, düşüncelerine saygı duyduğun bir insana çok kolay bir şekilde söyleyebilirsin bunu. Özellikle de bugün. Bugün, saat tam 00.00 olmuş iken ve tarihler 18 Nisan'ı gösteriyor iken. 

Neden var olduğunu hatırlamak için, karıncaları hatırla. Üzerine basmamak için dikkatle yürüdüğün yollarda, harıl harıl koşarcasına yuvasına yetişmeye çalışan o karıncaları hatırla. Bir başkası onların üzerine basarak onların yaşamına son verecek iken, sen onları incitmedin. O an orada olman için, iyi ki var olman gerekiyordu belki de. 😉

Farkında bile olmadığın birçok şey için, "iyi ki var" olman gerekiyordu belki de. Günün birinde, gözü yaşlı bir çocuk minnetle, "İyi ki varsın." diyecek belki de. Yalnızca pes etme. Mutlu hisset, mutlu kal. İyi ki varsın. 😉

 

Devamını Oku »

Pazartesi, Şubat 05, 2024

Keşke hissetmeseydim

İnsan bazı şeyleri söyleyemez, hayatı boyunca. Bu o kadar acı bir şey ki aslında. Duyduğum acıyla, gözyaşlarıyla yazıyorum şu an bu yazıyı. 
Her zaman duygularımızın kölesi oluruz. Bu dünyada acıyı da, mutluluğu da, korkuyu da, arzuyu da, bitmişliği de, tükenmişliği de hissettiren tek şeydir duygular. Ve insan kapalı bir kutudur, asla söyleyemedikleriyle bir gün ölür gider. 

O kadar yoruldum ki bazı şeylerden, bazı duygulardan, hissetmemeyi dilediğim an, o kadar çok ki, bu hayatta. Dünya hassas kalpler için cehennemdir" cümlesi, gerçekten de çok doğru aslında. Cehennem gibi bir his, o hissin nasıl olduğunu bilmesem de, tarif etmek için bu kelime çok ağır ve anlamlı geliyor. Çoğu zaman geçmişe dönüp de bazı şeylerin olmaması için çaba vermek isterken buluyorum kendimi, bazı şeylerin hissedilmemesi için. Yok etmek istiyorum her şeyi, çünkü çok acıtıyor, yoruyor, kırıyor beni. Kendimi aşırı zehirliyorum ya da yaş aldıkça tahammülsüzleşiyorum her şeye karşı. 

İnancımı da yitiriyorum galiba... ben kimseye kötülük yapmadım ki. Bir imtihan olsa da, artık gücümün kalmadığını hissediyorum. Artık gücüm yok, taşıyamıyorum bu duyguları. Ben kimseye kötülük yapmadım, ama o kimseler nasıl da kötülük yapıyorlar bana karşı. Sanırım bu yüzden, asla ama asla hakkımı helal etmeyeceğim, asla. Günün birinde ölür isem, arkamda hatırlanacak bir isim bırakır mıyım bilmem ama ah bırakacağım kesindir. Çünkü ben, iyi bir insan olmak için çabaladım hep, iyi duygular besledim her zaman ama bunun kıymeti asla bilinmedi - bilinmeyecek gibi. Hayırlısı olsun, ne diyelim. Keşke, keşke duyguları hissetmeseydim. İnsanlar soğuk duvarlarıma çarpa çarpa çürüseydi ve ben en ufak bir vicdan azabı duymasaydım. Beni köleleştiren o duyguları hissetmeseydim keşke, bu nedenle de yalnızlık daha kolay olsaydı. 

Ama bir gün, biliyorum ki, değişebilir her şey. Bir gün, silebilirim her şeyi, yok edebilirim, içimde hiç kabuk tutmayacak bir yara kalacağını bile bile. Biliyorum. Bu hayatta hiçbir şey vazgeçilmez değil, hayat bunu acı ama esaslı bir şekilde öğretiyor insana. Öğreniyorum. 

Devamını Oku »

Pazartesi, Ocak 29, 2024

İnsan yalnızca kendisine iyi olmalı galiba

İnsan...insan kendinden yorulur mu? Elbet, yorulur. Kendimi çok fazla zehirlemeye başladığımı hissediyorum, özellikle son zamanlarda. Herkes sahteymiş gibi geliyor nedense. Herkes çıkarları doğrultusunda hareket ediyormuş gibi. Bu benim zihnimin bana oynadığı bir oyun mu, yoksa gerçekten de insanlar böyle mi? 

İnsanlar hep böyle çıkarcı mı? İşleri görülsün ve de işleri görülene kadar insan rolü oynasınlar, sonrasında ise her şey başa dönsün geri. Sanırım tahammül edemiyorum artık. Geçmeyen baş ağrılarına sebep oluyor bu durum. İnsanlarla ilgili yaşadığım hayal kırıklıklarından yoruldum. Gerçekten yoruldum. :) Bahanelerden de yoruldum, yalanlardan da. En çok da kendimi zehirlemekten ve hep de "iyisini umut etmekten" de yoruldum. Ben iyiyi düşündükçe, iyi niyetle yaklaştıkça, iyiliği umdukça, kimsenin benim kadar çaba vermediğini görüyorum. Kimse ben değil. Hayat kısa. Ölüm bir an kadar yakın. Kimse ben değil evet bunu kabullenemedim daha ama saygıyı da mı hak etmiyorum? Ben kötü bir insan değilim. Ama galiba insanlar kötü. Hem de çok. Bu dünyada iyi olmak ne kadar zor. Ama insan, kendine iyi olmalı galiba... kimse için değil, kendisi için. Çünkü ölüm insana yalnız gelecek... yalnızca kendisi için gelecek. 

Devamını Oku »

Salı, Ocak 02, 2024

Sevginin olduğu bir yerde, kimse incinmez

Bilgisayarda çalışır iken, geri planda fon müzikleri dinlemeyi seviyorum. Ruhumu yormayan, bunalıma sokmayan ya da başımı daha fazla ağrıtmayan müzikler. Şu an çalışır iken mesela, Hans Zimmer'ın, Top Gun: Maverick filmi için, Lady Gaga ile birlikte bestelediği "You're Where You Belong" müziğini dinliyorum. Sakinleştirici ya da gözlerimi kapattığımda, huzur veren bir etkisi var. Galiba bu yüzden fon müziklerini çok seviyorum. 

Açıkçası, kafamın biraz sakinleşmesine ihtiyacım var. Bazen sırf bu sebepten, odaklanamıyorum. Gözümün önünde akıp gidiyor hayat. 

Birkaç gündür ise, hikayesini duyduğum bir insanı düşünüyorum sürekli. Her düşündüğümde, beynimdeki nöronların hepsi onu düşünmem için etkileşime girdiği her an, her salise, aynı anda kalbime bıçak saplanıyor sanki. Uyandığım, uyuduğum, yediğim, içtiğim her anda aklıma geliyor. Kendi kendime, "acaba yemeğini yedi mi?" diyorum ya da "Dışarısı soğuk, acaba yine onu dışarıda bıraktılar mı?" 

Veya, "İstediği an, istediği gibi banyo yapabiliyor mu?" ya da, "Cebinde parası var mı? Ona para veriyorlar mı? İstediği bir şey var mı? Yemek istediği, almak istediği?" En basitinden, "Telefonunda kontorü var mı? Konuşabiliyor mu kimseyle?" Bu ve buna benzer şeyleri düşünüyorum sürekli. "Anne babasını özlüyor mu? Anne babasının yanına gitmek istiyor mu? O enkazdan kurtulmamış olmayı diliyor mu?" Kalbim ağrıyor. 

Bir fotoğrafını gördüm, kalabalık bir sofrada, en uçta oturmuş, herkes gülümseyerek kameraya bakarken, o sadece, öylece bakıyor. Gülümsemesi yok, ait olmadığı bir yerde oturuyormuş gibi bir ifade var yüzünde. Sanki aklından, "Acaba beni burada istiyorlar mı?" diye geçiriyor ya da "Bana acıyorlar mı? Ben bu insanlara muhtacım." diyor belki de. Ruhu acıyor belki de, kalbi acıyor. Bir bardak su bile istemek zor geliyor. Ait olmadığı bir yerde. 
Belki üzerine örtmesi için verdikleri battaniye bile temiz değil, temizlenmiyor. Hor davranıyorlar belki de, üzücü konuşuyorlar, gücendirip, içten içe ağlatıyorlar. 

Bu yazıyı yazarken bile, tam olarak neden bahsettiğimi yazmak istemiyorum çünkü bilgisayar başında iken hüngür hüngür ağlarım diye korkuyorum. Şu satırları yazarken bile ekranı puslu görüyorum. Sanki gözyaşlarım akmak için bekliyorlar. En çok, en çok üzüldüğüm, en çok ağladığım şey, onu bir battaniyeye koyarak iki kat yukarı çıkaran insanların ellerini öpmeye çalışması ve onlar, onu taşırken bağıra bağıra ağlaması. 

Hayatın adaletini sorgulamak bana düşmez ama ne olur, lütfen, yalvarıyorum, yaşadığı hayattan soğumasın bu insanlar. Bu insanlar, yaşadığı hayattan soğuyacak derecede zulüm görmesinler. Bu insanlarla ilgilenen, onlara bakan, onların sorumluluğunu üstlenen insanlar vicdanlı, merhametli ve sevgi dolu olsun. Lütfen. 
Hayatları zaten zor ama bir de onlara iyi bakmayan insanlara muhtaç olmasınlar. Bir bardak su istemeye çekinmesinler. İyi olsunlar. Lütfen. Lütfen, rica ediyorum. Çünkü, sevginin olduğu bir yerde, kimse incinmez. Sevgi, daima kazanır. 

Devamını Oku »

Pazar, Ekim 01, 2023

...

Şu sıra, her şey üst üste geliyor. Hayrolsun, ne diyebilirim? Biraz yoruldum galiba, uzak yerlere gitmek istiyorum. Uçsuz bucaksız gökyüzü olan, yokuş aşağı rüzgarların arasında yürüdüğümde, yolumun denize çıktığı bir yere. Yolun sonunu göremediğim ama yolun sonunun, sonsuz bir mavilik olduğu bir yere. Uzaktan denizin dalgalarını duymak istiyorum, öten kuşların sesini dinlemek istiyorum. Çıplak ayaklarla yumuşacık çimenlerde yürümek istiyorum. Yoruldum. 

Her zaman, hem de her zaman, hayatımın her alanında hak etmeyen insanlar için çok çaba verdim. Her zaman iyi niyetli bir insan oldum ve öyle yaklaştım. Değer verdiğim için değerle yaklaştım ama görüyorum ki bu umurunda değil insanların. Bundan sonra ben de öyle davranacağım. Bir ayna olacağım artık. Ne görüyorsam yansıtacağım. Kendi bencillikleri sebebiyle beni kullanmaya çalışan insanlar, hayal kırıklığı yaşayacak. Ben hep içime attım, bundan sonra bu olmayacak. 

Çok uzatmadan yollar ayrılacak, karar verdim. Gerçekten çok uzamayacak. Daha fazla kendimden vermeyeceğim, daha fazla değil. Artık değil. Kimse benim sağlığım kötü olduğu halde verdiğim çabanın, emeğin, mücadelenin farkında değil. Sorun yok. Artık bunların hepsi bittiğinde, bir şeylerin yokluğu tokat gibi çarpacak, biliyorum. 

Ekimde full sağlık için koşturacağım, neredeyse her hafta birine randevum var. Neler olacak, neler duyacağım bilmiyorum. Her şeyin hayırlısı. 

Son zamanlarda elimi incitmiş idim, hala iyi değil ama sağlık olsun, ne diyelim. 

Sonsuz maviliğe, sonsuz yeşilliğe, sonsuz gökyüzüne doğru yürümek istiyorum... 

Devamını Oku »

Cuma, Eylül 08, 2023

İlginç şeyler işte

Doğum günüm yaklaşırken, yine ilginç şeyler düşünmeye başladım. Geçen gün, bir arkadaşım odasını baştan aşağıya düzenlediğini söylemiş ve odasının bir görüntüsünü bana atmıştı. Odasında o kadar çok eşya vardı ki, ister istemez kendimle kıyasladım. 
Hayatın dinamikleri bana hep tuhaf gelmiştir. Bu kadar göreceliği anlamaya çalışmak yorucu çoğu zaman ama yine de ilgimi çekiyor işte. 

Arkadaşıma da, "Benim bu kadar eşyam yok, biliyor musun?" dedim. "Bunu şimdi fark ettim." diye ekledim. Gerçekten de öyleydi. Kendi kendime düşündüm: nedeni ne olabilir? Bu, beynimin ben farkında olmadan yaşamıma uyguladığı bir müdahale miydi, yoksa bu benim tercihim miydi? Bilmiyorum.

Ancak şunu düşündüm... Yarın bir gün ölürsem, varlığımı silmeleri zor olmayacak gibi. Eşyalarımı kolaylıkla paylaşabilecekler çünkü birkaç parça kıyafet, hatırı sayılır sayıda kitaplarım var -zaten çoğunu bağışladım- sadece o kadar. Ne kadar az. Daha fazla ne olabilirdi, bilmiyorum, çok da umurumda değil aslında fakat ölüm kurcaladı aklımı biraz. Ölürsem, geriye benden pek bir şey kalmayacak gibi geldi. Baktıklarında, "Sanki hiç yokmuş gibi yaşamış." diyecekler belki de arkamdan. Sanki hiç varolmamış gibi yaşamış, diyecekler. Kız kardeşlerim, benim sevdikleri eşyalarımı aralarında paylaşacak muhtemelen. Belki de kavga bile edecekler bunun için, bilemem. Çok fazla parfüm, makyaj vb. malzemem yok, neredeyse bir elin parmaklarını geçmez, ama onları da paylaşacaklar eminim. Ayakkabılarım da çok yoktur, bir iki tane belki ama onlar da kıymetli olacak. Dilerim birbirlerini incitmeden yaparlar bunu. Yoksa üzülürüm. Umarım aynı özeni kitaplarım için de gösterirler, onlara da kıymet verirler umarım...

Günün sonunda eşyalarımı dağıtmaları zor olmayacak, çok kolay halledilecek bu iş. Hani öyle olur ya... ölenin eşyaları kaldırılır, ihtiyacı olanlara verilir, sanki o hiç varolmamış gibi bütün yaşam izleri silinir. Geriye fotoğraflar kalır, anılar kalır, evin içerisindeki zamanla silikleşen varlığı kalır. Muhtemelen ben de öyle olacağım. Ne kadar az yer kaplıyormuşum meğer hayatta, evde... bana ait ne kadar az şey var. Bununla yüzleşmek garip... 
Galiba çok yoruldum. Epey yoruldum. Hayırlısı her şeyin. 

Devamını Oku »

Perşembe, Temmuz 13, 2023

Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu

Geçtiğimiz günlerde MFÖ'nün değerli bir üyesini, Özkan Uğur'u kaybettik. Neden bilmiyorum, MFÖ müzikleri hep içimde yara açar sanki, ya da zaten var olan yaralara dokunur, o yüzden çok fazla dinlemem, belki bir iki kez yalnızca. Fakat şu sıralar dozunu düşünmeden, MFÖ dinlemeye başladım yeniden. 

Nasıl bir insanım, neden böyle bir insanım bilmiyorum. Bazen o kadar yoruluyorum ki kendimden. Nasıl da iyi olurdu umursamaz olmak, umursamamak her şeyi. Her şeyi düşünerek üzülmemek. Geçip gitti demek nasıl da iyi olurdu. Unutmak bazı şeyleri, ne iyi olurdu. Geçmişi değiştirmeyi çok isterdim mesela. Bugün olmaması için bazı şeylerin, bugün yok edemediğim birçok şeyin, geçmişte olmaması için, geçmişi değiştirmeyi öyle çok isterdim ki. Geçmişten bugüne gelmemesi için. Böyle bir kadın olmak zor. Çivisi çıkmış dünyada, hassas duygulara sahip olmak, masumca düşüncelere sahip olmak...zor. Cam gibi kırılmaya müsait hemen. Bir seçim mi yapmalıyım ben? Ne seçmeliyim? Böyle bir kadın olmaya devam mı etmeliyim, yoksa ... bilmiyorum. Neyi tercih etmeliyim? 

Bazen her şeyi yok etmek, bitirmek, resetlemek istiyorum. Bilhassa kendimi. Uzaklaşmak, gitmek istiyorum bazı şeylerden. Kafamın rahat olmasını istiyorum, bilhassa kalbimin. Ruhumun. Her neyse. Bu girdap hiç bitmeyecek gibi, belli ki, hep de böyle olacağım. İnancımı kaybediyorum. Kaybediyorum... 

MFÖ'nün Yalnızlık Ömür Boyu şarkısını ekleyerek bitirmek istiyorum bu yazıyı. Şarkıda da söylediği gibi; hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu. 


Senle beraber olsam da sevgilimAyrılsak da ölsek de bu yoldaHep yalnızlık yavrumYalnızlık ömür boyuYalnızlık ömür boyu
Senle beraber olsam da sevgilimHiç görmesek birbirimizi özlesekÖmür boyu bağlansak daSevinsek de üzülsek deYalnızlık ömür boyu
Birden sen gelsen aklımaSeni unutsam bazı bazıMeraklansam gizliceDelice kıskansam seniHep yalnızlık var sonundaYalnızlık ömür boyuHep yalnızlık var sonundaYalnızlık ömür boyu
Devamını Oku »

Pazar, Nisan 23, 2023

Ruhun umarım huzurludur, iyidir... Mekanın cennet olsun!

Hayatımıza dokunan, bizi deyim yerindeyse bir çukurdan çıkaran adam ölmüş bugün. Duyunca o kadar tuhaf oldum, o kadar üzüldüm ki. Adamı en son 15 sene önce gördüm belki de. Bize her geldiğinde bir poşet yiyecek getirir, harçlık verirdi. Babamın işvereniydi. Bize çok yardımı dokundu, öyle ki babam ona "baba" diyordu. 

Bugün dışarıdaydım, kardeşim arayıp da haber verince çok üzüldüm. Babam çok daha kötü olmuş, hıçkıra hıçkıra ağlıyormuş. Eve geldim, hala ağlıyordu. Koca adam omuzları sarsılıyordu ağlarken, içim acıdı öyle görünce. Oturduk hep birlikte ağladık. 

Sonra düşündüm, insanların hayatlarına dokunan bir adam göçüp gitmiş bu dünyadan, ona minnet borcu olanlar, onun için gözyaşı döküyor ardından, dua ediyor... Allah herkese böyle ölüm nasip etsin dedim. Ama üzüldük öyle üzüldük ki. Bugün, o adam karşımıza çıkmamış olsaydı belki böyle olmayacaktık. Allah razı olsun senden Gürbüz amca. 

Babamın ağlayışı aklımdan hiç silinmeyecek sanırım. Ah ne desem ki...

Rabbim rahmet eylesin....

Ve Rabbim onun gibi hayırsever birisi olabilmeyi nasip etsin.

Devamını Oku »

Engelli adam... karşına iyi insanlar çıksın hep umarım

Bunu, bu yazıyı yazmalıydım. Bugün otobüste gelirken bir tane engelli diyebileceğim, galiba da öyle, bir adam bindi otobüse. Binerken bir adamın onun için "Terminale gidiyor mu?" diye şoföre soruşunu duymuştum. 

Engelli olan adam, kulağında kulaklık elinde telefon geçti oturdu yan tarafa. Şoför bir noktadan sonra paraları toplarken ona da, "Sen para verdin mi?" diye sordu, o da "Ben vermedim daha" deyip elini cebine atıp para çıkardı verdi adama. "Sen nereye gideceksin?" diye sordu şoför. 

Adam bir şeyler söyledi ama anlaşılmıyordu. "Musta Musta" der gibiydi. Ben de, "Galiba terminale gidecek." dedim. Adamın biri, "Otogara mı gideceksin?" diye sordu bunun üzerine. O da, "Evet." dedi. Sonra Bursa'ya gideceğini anlamış olduk. "Ben Bursa'ya gideceğim."dedi.

Adamın biri onunla sohbet etmeye devam etti, ben de kulak misafiri oldum. "Ben Bursa'ya gidicem evlenicem." dediğini duydum...gülümsedim. Tek başına yolculuk yapabilecek kadar aklı başında idi galiba ama yine de kendini şoföre teslim etmişti. Eve geldim ama hala onu düşünüyorum. İçimden ağlamak geliyor, dayanamadım ağladım da. Öyle canım sıkıldı ki, öyle içim paramparça oldu ki, neden bilmiyorum, öyle çok üzüldüm ki. Başıma ağrı, kalbime ağrı girdi anında. Acaba gidebildi mi otogara? Sağ salim gideceği yere varsın, karşısına iyi insanlar çıksın diye dua ettim, edeceğim. O hali öyle çok dokundu ki içime, nasıl unuturum bilemiyorum. Çok üzüldüm ya. Öyle çok üzüldüm ki. Sanki kalbimi sıkıp bırakmışlar gibi, acıyor. 

Devamını Oku »

Salı, Nisan 04, 2023

Tırtılın hazin sonu

Şu sıralar kendimle pek aram yok, galiba kimseyle de pek yok, bilemiyorum. 
Bazı şeylere dair umudumun her geçen gün daha da azaldığını görüyorum, titrek bir mum alevi gibi, yandıkça bitiyor sanki, eriyor ve göl oluyor umutlarım dipte. Mumdan geriye kalan ip gibi, o gölün ortasında öylece duruyor gibiyim. 
Büyük bir boşluk da var. Beni en çok elden bir şeyin gelmemesi üzüyor bazı konularda ve elimden gelebilecek şeyleri yapacakken de, bazı şeyleri harcayacak olmam üzüyor daha da çok. 
Hayatın saçma sapan matematiği işte diyeceğim ama diyemiyorum. O motivasyonla ilgili her şey saçmalık, kuru sözler vs. hepsi komik geliyor. 
Motivasyon videoları izle hayatta kal, cesaretli ol, güçlü ol saçmalıklarına daha fazla tahammül edemiyorum. 
Kaderci anlayış için de iki kelam etmek isterdim ama inancım buna izin vermiyor. 
Yaşamda varlığınızı sorgularken ne ile karşılaştınız? ya da karşılaşamadığınız o şey, o insan kim? 
Keşke böyle bir insan olmasaydım. Bütün saçmalıkları bir kenara koyuyorum ancak keşke böyle bir insan olmasaydım. Bir yığın saçmalıktan ibaretim. Saçmalığın daniskası gibi bir şey. Bildiğiniz bu kişiyi unutun, çünkü o aslında bir saçmalık. Tırtıldan kelebeğe dönmeye çalışırken tam o esnada bir kuş onu yemiş. Bilin bakalım ne olmuş sonrasında? Kuşun dışkıladığı gaita! İşte tırtılın hazin sonu. Ne acı ama. Şak şak! Tiyatro bitti.  

Devamını Oku »